Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli; dünyada bir numaralı ölüm sebebinin kalp ve damar hastalıkları olduğuna dikkat çekerek, “Sigara, şeker ve tansiyon hastalarını sıkı kontrol ettiğimizde kalp krizi ya da kalp hastalığına yakalanma oranlarını yüzde 40’lara yakın azaltabiliriz” dedi. Türk toplumunun yüzde 70’inin hareketsiz olduğunu belirten Prof. Dr. Seyfeli “Kalp hastalığı risk faktörlerini ortadan kaldırmakta çok önemli, ucuz, etkili ve temel bir yöntem var: Yaşam stili değişikliği. Bunun da iki temel unsuru; bir tanesi egzersiz diğeri de beslenmedir” dedi.

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, kalp ve damar hastalıklarının pandemi sürecinde dahi dünyada bir numaralı ölüm sebebi olarak karşılarına çıktığını ifade etti. Pandemide geçtiğimiz 2 yıl içerisinde yaklaşık 5 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiğini, bu süreçte kalp ve damar hastalıklarına bağlı hastalıklardan ise yılda 18 milyon insanın vefat ettiğinin altını çizen Prof. Dr. Seyfeli "Ülkemiz de bu olumsuz durumdan etkileniyor. Yaklaşık yüzde 40 hastamızı kalp ve dolaşım sistemine bağlı hastalıklardan kaybediyoruz. Bu da yaklaşık 200 bin insanımızı bu hastalıklardan kaybediyoruz demektir. Tabi tüm bu korkutucu verilere rağmen son dönemlerdeki hekim tecrübesinin artması, teknik imkanlar, yeni tedavi yöntemleri gibi sebeplerden dolayı da kalp krizi nedeniyle hastaneye yatan hasta ölümlerinde ciddi derecede azalma görüyoruz. Örneğin yaklaşık yüzde 20’lerde olan bu ölümler yüzde 5’lere kadar düşmüş durumda” şeklinde konuştu.

Basit hastalıklarda antibiyotik kullanımı tehdit oluşturuyor Basit hastalıklarda antibiyotik kullanımı tehdit oluşturuyor

"Kalp krizi geçirenlerin yüzde 80’inde tansiyon, kolesterol ve sigara var”

En önemli noktanın hasta olduktan sonra değil “hasta olmadan” risk faktörlerini ortadan kaldırmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Seyfeli “Risk faktörlerini ortadan kaldırarak gerçekten de kalp hastalığı riskimizi engelleyebilir, öteleyebilir hatta yok edebiliriz. Kalp hastalığını önlemede risk faktörlerini iyi bilmemiz gerekiyor. Yapılan çalışmalarda kalp krizi geçiren hastaların yüzde 80’inde tansiyon, kolesterol yüksekliği ve sigarayı görüyoruz. Tabi bunun yanında şeker hastalığı, kilo, hareketsiz yaşam, stres ve genetik faktörleri sayabiliriz" dedi.

Risk faktörlerine bakıldığında genetik durumlar hariç hepsinin önlenebileceğini kaydeden Prof. Dr. Seyfeli "Sigara içmediğimizde kalp krizi riskimizi 1-2 yılda yüzde 50’lere varan oranda azaltabiliriz. 5 ila 10 yıl sonra da neredeyse hiç sigara içmemiş kişinin riskine sahip olabiliriz. Bu sadece sigara için değil şeker ve tansiyonda da geçerlidir. Yani bu hastaları sıkı kontrol ettiğimizde kalp krizi ya da kalp hastalığına yakalanma oranlarını yüzde 40’lara yakın azaltabiliriz. Bu nedenle de özellikle hastalarımıza 40 yaşını geçtikten sonra kardiyolojik muayeneyi öneriyoruz. Eğer ailesinde erken yaşta kalp krizi geçiren hastalarımız varsa bunları da 30-35’li yaşlarda görmek istiyoruz" ifadelerini kullandı.

“Kalp krizinde ilk 1 saat çok önemli”

Özellikle kalp krizi geçiren hastaların hastaneye gitmekte gecikmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Seyfeli “Çünkü ilk 1 saat içerisinde hastaneye başvuran hastalarda kalp hastalığına bağlı ölümler ciddi derecede azalmakta. Onun için kriz sonrası ilk 1 saate “Altın saat” de diyoruz. Bu saat dilimi içerisinde yapılan müdahale ile hastalarımızı hiç kalp krizi geçirmemiş gibi hasarsız bir şekilde taburcu edebilmekteyiz" dedi.

“Egzersiz ve beslenme riski azaltıyor”

Prof. Dr. Ergün Seyfeli; hareket ve düzenli beslenmenin önemine de değinerek; "Kalp hastalığı risk faktörlerini ortadan kaldırmakta en önemli, ucuz, etkili diyebileceğimiz temel bir yöntem var, yaşam stili değişikliği. Bunun da iki temel unsuru; bir tanesi egzersiz ve hareket, diğeri de beslenmedir. Türkiye’de yapılan çalışmalarda Türk toplumunun yüzde 70’inin hareketsiz olduğu, yüzde 40’a yakınının da kilolu olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu risk faktörlerini ortadan kaldırmamız için hareket etmemiz ve düzenli beslenmemiz gerekiyor” diye konuştu.

Özellikle haftanın her günü, imkan yok ise de 5 günü en az 30 dakika tempolu egzersizler yapmak gerektiğini tavsiye eden Prof. Dr. Seyfeli, "Bunun da sürekli olması gerekiyor, yani kısa sürede yapılan egzersizlerin aslında çok fazla katkısının olmadığını söyleyebiliriz. Beslenme de işin bir diğer önemli ayağı. Özellikle de yağlı, hamur işi ve hazmı zor gıdaları tüketmemek, alkol tüketimi ve sigaradan da uzak durmak gerekiyor" dedi.