Hagi'nin Galatasaray'ın başına ilk geldiği günden beri yanlış tercih olduğunu defalarca söyledim.
Daha önce işine son verilmiş bir teknik adamın kurtarıcı olarak yeniden takımın başına getirilmesine o gün de karşıydım bugün de karşıyım. Sarı-kırmızılı takımdaki ciddi sorunları kesinlikle Rumen hoca çözemez. Son 3 ayda Galatasaray'da tek konuşulan, Avrupa ölçüsündeki Ali Sami Yen kompleksi.
Zor günler yaşayan taraftarı da devamlı stadı gündeme getirerek oyalamaya çalışıyorlar. Şu dönemde Türk Telekom Arena olmasa Cim-Bom'un konuşacağı neyi kaldı. Sakatlar, formsuzlar kenarda oturuyor. Galatasaray adına kimse fedakarlık yapmıyor. Ara transferde takıma katılan Culio, Stancu, ne olduğu henüz bilinmeyen kaleci Zapata ve Yekta ile Kazım... Ama görülüyor ki bu takıma kimi alırsanız alın, yetenekleri yönetemeyen teknik direktörün dahi yönetilmeye ihtiyacının olduğunu görmek gerçekten üzücü.
Ben yönetime bir öneri sunmak istiyorum. Hagi'yi vakit kaybetmeden hemen gönderin, Tugay Kerimoğlu'na bu takımı emanet edin. Kerimoğlu'nun iyi işler yapacağına gönülden inanıyorum. Dünyanın en zorlu ligi olan İngiltere Premier Lig'de 8 sene Blackburn Rovers formasını gururla taşımış. Tecrübesi, deneyimi ve birikimi Galatasaray'ı bu çüküşten kurtarabilir. Gelecek içinde Fatih Terim'in kapısında yatarmısın onu bilmem. Önümüzdeki sezon başında Fatih Terim ve öğrencisi olan Tugay Kerimoğlu ile iyi bir ikili oluşturum Galatasaray'ı karanlıktan aydınlıya çıkartabilirsiniz. Sayın Polat Başkanlıkta kalmak istiyorsanız bu önerimi dikkate alınız.
% 41 - % 59
Futbolda hiçbir zaman istatistiklere değer vermem. İstatistikler sadece görünen kısmı ortaya çıkarır. Futbolun temeli görünmeyen kısımdadır. Düşünün, 0-0 biten bir karşılaşmada ortalama pas oranındaki sayısal değerlendirme 450 ile 480 arasında oluyor. Karşılaşmaya bakıyorsun, ciddi gol pozisyonu yok, organize tek bir atak yok. O zaman bu sayısal değerleri takımlarımız nasıl meydana getiriyor? Defans, orta alan, yan pas, kaleciye verilen geri pas... Yani ortada rakip baskısına maruz kalmadan oynanan futbol karşımıza çıkıyor.
Aslında bu pas ciddiyetini, rakip sahada isabet oranı yüksek çabuk ve rahat kullanabilir paslarla yaparsa, kesinlikle bu skora da yansıtılabilir. Bunu neden gündeme getirdim. Son oynanan İstanbul Büyükşehir Belediyespor-Beşiktaş maçı 2-1 ev sahibi takımın lehine bitmiş. En az 5 net pozisyonu gole çeviremmemiş. Maçın skoru 6-1,7-1 gibi farklı bir skorla bitebilirdi. Ancak topla oynama yüzdesine baktığımız zaman İstanbul Belediye % 41, Beşiktaş % 59 ile oynamış. Bu karşılaşmayı izlemeyen birine skoru göstermeyin, meydana gelen yüzdeyi gösterin. Maçın kaç kaç bittiğini sorsanız, kesinlikle Beşiktaş'ın galip geldiğini söyleyecektir. Yani iyi futbol oynamak için bu tür istatistiklerin hiçbir değeri yoktur.
Tüketici tepki vermeli
Beşiktaş'ın Trabzonspor ile oynadığı kupa maçının ilk yarısını hafızamdan bir türlü silemiyorum. Kaliteli futbolunun tüm değerleri sahada vardı. Bu futbolu özlemiştim. Demek ki böyle futbol oynayabiliyoruz. Sorun, bu kalitenin devamlılığını sağlamakta.
Gelelim Fenerbahçe-Trabzonspor karşılaşmasına. Koşmadan oynayan bir Fenerbahçe, çok kaliteli bir futbol sergilememesine rağmen mücadele ederek yani kısacası savaşarak lider Trabzon'u evinde yendi.
Demek ki takım olgusunu benimseyen ve iyi mücadele ederek tribündeki ve televizyon karşısındakilerin nasıl mutlu olduklarını futbolcuların kafalarına vura vura göstermek zorunda yöneticiler. Takım bütünlüğü içinde bütün oyuncular görevlerini maksimum seviyeye çıkardıkları zaman, heyecan duyacağımız futbolu sahaya nasıl yansıttıklarını, insanların ne derece keyif aldığını kimse gözden kaçırmamalı.
Futbolculara şunu söylemek lazım. Madem performansı yüksek bu oyunları oynayabiliyorsunuz, peki Beşiktaş ve Fenerbahçe bu keyif veren futbolun devamını getiremiyorsunuz.
Zor günler yaşayan taraftarı da devamlı stadı gündeme getirerek oyalamaya çalışıyorlar. Şu dönemde Türk Telekom Arena olmasa Cim-Bom'un konuşacağı neyi kaldı. Sakatlar, formsuzlar kenarda oturuyor. Galatasaray adına kimse fedakarlık yapmıyor. Ara transferde takıma katılan Culio, Stancu, ne olduğu henüz bilinmeyen kaleci Zapata ve Yekta ile Kazım... Ama görülüyor ki bu takıma kimi alırsanız alın, yetenekleri yönetemeyen teknik direktörün dahi yönetilmeye ihtiyacının olduğunu görmek gerçekten üzücü.
Ben yönetime bir öneri sunmak istiyorum. Hagi'yi vakit kaybetmeden hemen gönderin, Tugay Kerimoğlu'na bu takımı emanet edin. Kerimoğlu'nun iyi işler yapacağına gönülden inanıyorum. Dünyanın en zorlu ligi olan İngiltere Premier Lig'de 8 sene Blackburn Rovers formasını gururla taşımış. Tecrübesi, deneyimi ve birikimi Galatasaray'ı bu çüküşten kurtarabilir. Gelecek içinde Fatih Terim'in kapısında yatarmısın onu bilmem. Önümüzdeki sezon başında Fatih Terim ve öğrencisi olan Tugay Kerimoğlu ile iyi bir ikili oluşturum Galatasaray'ı karanlıktan aydınlıya çıkartabilirsiniz. Sayın Polat Başkanlıkta kalmak istiyorsanız bu önerimi dikkate alınız.
% 41 - % 59
Futbolda hiçbir zaman istatistiklere değer vermem. İstatistikler sadece görünen kısmı ortaya çıkarır. Futbolun temeli görünmeyen kısımdadır. Düşünün, 0-0 biten bir karşılaşmada ortalama pas oranındaki sayısal değerlendirme 450 ile 480 arasında oluyor. Karşılaşmaya bakıyorsun, ciddi gol pozisyonu yok, organize tek bir atak yok. O zaman bu sayısal değerleri takımlarımız nasıl meydana getiriyor? Defans, orta alan, yan pas, kaleciye verilen geri pas... Yani ortada rakip baskısına maruz kalmadan oynanan futbol karşımıza çıkıyor.
Aslında bu pas ciddiyetini, rakip sahada isabet oranı yüksek çabuk ve rahat kullanabilir paslarla yaparsa, kesinlikle bu skora da yansıtılabilir. Bunu neden gündeme getirdim. Son oynanan İstanbul Büyükşehir Belediyespor-Beşiktaş maçı 2-1 ev sahibi takımın lehine bitmiş. En az 5 net pozisyonu gole çeviremmemiş. Maçın skoru 6-1,7-1 gibi farklı bir skorla bitebilirdi. Ancak topla oynama yüzdesine baktığımız zaman İstanbul Belediye % 41, Beşiktaş % 59 ile oynamış. Bu karşılaşmayı izlemeyen birine skoru göstermeyin, meydana gelen yüzdeyi gösterin. Maçın kaç kaç bittiğini sorsanız, kesinlikle Beşiktaş'ın galip geldiğini söyleyecektir. Yani iyi futbol oynamak için bu tür istatistiklerin hiçbir değeri yoktur.
Tüketici tepki vermeli
Beşiktaş'ın Trabzonspor ile oynadığı kupa maçının ilk yarısını hafızamdan bir türlü silemiyorum. Kaliteli futbolunun tüm değerleri sahada vardı. Bu futbolu özlemiştim. Demek ki böyle futbol oynayabiliyoruz. Sorun, bu kalitenin devamlılığını sağlamakta.
Gelelim Fenerbahçe-Trabzonspor karşılaşmasına. Koşmadan oynayan bir Fenerbahçe, çok kaliteli bir futbol sergilememesine rağmen mücadele ederek yani kısacası savaşarak lider Trabzon'u evinde yendi.
Demek ki takım olgusunu benimseyen ve iyi mücadele ederek tribündeki ve televizyon karşısındakilerin nasıl mutlu olduklarını futbolcuların kafalarına vura vura göstermek zorunda yöneticiler. Takım bütünlüğü içinde bütün oyuncular görevlerini maksimum seviyeye çıkardıkları zaman, heyecan duyacağımız futbolu sahaya nasıl yansıttıklarını, insanların ne derece keyif aldığını kimse gözden kaçırmamalı.
Futbolculara şunu söylemek lazım. Madem performansı yüksek bu oyunları oynayabiliyorsunuz, peki Beşiktaş ve Fenerbahçe bu keyif veren futbolun devamını getiremiyorsunuz.





































































