23 Mayıs 2012 Çarşamba
Başkanlık sistemi nedir?
İşte Ergenekon'un en önemli delili
Türkiye ile ilgili şok öneri
Asıl hedef özel mi?

Gülay GÖKTÜRK / bugün

Fonda bir nokta

15 Ocak 2012 Pazar 00:12

Faşizmin yükseldiği o yıllarda (1932) bizim tek parti yöneticilerinin yolları İtalya'ya düşmeseydi ve stadyumlarda seyrettikleri o militarist gösterilere o kadar hayran kalmasalardı, bunca kuşak o eziyeti çekmeyecekti belki de...
Ama hayran kalmaları tesadüf değildi elbette, o günlerde yüreklerinin Hitler ve Mussolini ile birlikte çarptığını düşünürsek... Faşizme doğru doludizgin ilerleyen o ülkelerden her şeyi getirdikleri gibi, o gösterileri de getirip 19 Mayıs kutlamalarına yerleştirdiler. O gün bugündür de bir türlü değiştiremedik. Daha doğrusu değiştirememiştik.
Bu yıla kadar... Şükürler olsun ki Türkiye de artık benzeri sadece Kuzey Kore'de, Çin'de (kim bilir belki kenarda köşede birkaç yerde daha) kalan bu militer gösterilerden kurtuluyor.
Darısı Ankara'nın da başına!

Stadyumlar sabıkalıdır

Stadyum gösterisi deyip geçmeyin. Stadyumlar sabıkalıdır. İnsanlığın tek tipleştirilmesi, bireyin ezilmesi (ve hatta bazen topluca kurşuna dizilmesi) kontrol altına alınıp sindirilmesi için; devletin gövde gösterisi yapması için en elverişli alanlar olmuştur stadyumlar. En şoven nutuklar oralarda atılmış, en gariban topluluklar bile oralarda kendilerini "en seçkin ve en yüce millet" gibi hissetmiş; en despot liderler oralarda kutsanmıştır.
Son yıllarda bu stadyum törenlerinin en görkemlisini Çin Olimpiyatları'nın açılış töreninde izlemiştik. O ne ihtişam, o ne uyumdu öyle! Tören alanını dolduran ve klonlanmış gibi birbirine benzeyen binlerce görevli ve aralarındaki o kusursuz senkronizasyon... Her şey insan doğasına aykırı bir biçimde nizamlı-intizamlı ve tabii ki simetrik... Zavallı Çinli gençlerin, saatler süren törenler boyunca altlarına yapmasınlar diye bebekler gibi bezlendikleri yazılıp çizilmişti. Yorgunluktan başları öne düşer de yüce Çin milleti "başı dik" bir millet olmaktan çıkar diye de, gömlek yakalarına birer iğne yerleştirildiği söylenmişti.
O "büyük uyum"u izlerken duyduğum şey hayranlık değil, ürküntüydü sadece.
Zira uyum ne kadar mükemmelse, bireyin o kadar geri dönüşsüz biçimde yok edildiğini biliyordum.

"Sen tek başına bir hiçsin"

Aynı şeyi, bizim 19 Mayıs törenlerinde de hissederdim.
Gençlerin birbirlerinin üstüne çıkarak oluşturdukları o etten kuleler, birileri yukarı çıkacaksa birilerinin de altta kalıp ezilmesinin, bütün yükü taşımasının kaçınılmaz olduğunu kakıyordu sanki kafamıza. Hele ki en üste çıkan göğsünde taşıdığı bayrağı çıkarıp dalgalandıracaksa, alttakiler ne kadar ezilse yeriydi.
Özellikle herkesin eline birer karton parçası verilerek oluşturulan o fonlar... İnsanların koca bir tabloda bir nokta; bir görüntüde bir pixel haline getirildiği o "fon çalışmaları" bütün bu gösterilerin ana fikri gibiydi: Sen tek başına bir hiçsin. Ancak bir araya geldiğinde, sana söylenileni yaptığında ve herkesle uygun adım hareket ettiğinde bir anlam ifade eden bir resmin küçücük bir zerresisin!
Ben kendi payıma, stadyum gösterilerinin iptaline, bu toplumun da artık "bireyler toplumu" haline gelişinin ve o bireylerin fonda bir nokta olmayı reddedişlerinin deklarasyonu olarak bakıyor ve kararı alanları kutluyorum.
 

Bu yazı toplam 49 defa okunmuştur
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.