

Örnek Paşa'nın oğlundan örnek (!) film: LABİRENT
Yönetmen Tolga Örnek, Türkiye'de Metalurji Mühendisliği eğitimi alıp Amerikan Üniversitesi Sinema Bölümü'nde master yaptıktan sonra yönetmenliğe adım atmış bir insan. Belgeselle beyazperdeye giriş yapan Örnek, “Atatürk”, “Fenerbahçe”, ordu destekli çektiği “Gelibolu” isimli çalışmaları ile ekranlara gelirken “Devrim Arabaları” ile de sinemaya giriş yapmış oldu. “Kaybedenler Kulübü”nde kentsoylu ilişkiler üzerine çalıştıktan sonra şimdi de kendisi için yenir tür olan Labirent'iyle karşı karşıyayız.
İstanbul'da işlek bir caddede, büyük bir plazanın önünde intihar saldırısı meydana gelir. Saldırıyı “el-Vahid” isimli bir örgüt üstlenir. Hasan Nur Khan adlı genç tarafından düzenlenen saldırı sonrası filmin rotası hemen belli olur, dümene ise Türkiye ve İngiltere istihbarat şefleri oturur. Örgütün yeni saldırılarını önlemek için çalışan ajanlar, muhbirlerle ve uluslararası bağlantılarla yapının içine sızmaya çalışırlar. Bu esnada “el-Vahid” örgütü boş durmamakta ve Ortadoğu'yu kan gölüne dönüştürecek planlarını uygulamaya koymaktadır. İstanbul, Frankfurt, Kuzey Irak ve Mardin'de geçen hikaye, pazarlama ve seyir kolaylığı nedeniyle seçilen “aşırı dinci terör örgütü” kompozisyonu ile bildik popüler sinema alışkanlıklarına ayak uydurmayı daha en baştan seçmiş.
Kuzey Irak'taki bir operasyonda kaçırılan arkadaşının vicdan azabını çeken, bekar, bunalımlı, bağlanma sorunları yaşayan Ajan Fikret (Timuçin Esen) başroldedir. Asabi, milliyetçi, gözü kara Fikret'e, “erkek Fatma” kıvamında, dul Reyhan (Meltem Cumbul) eşlik etmektedir. Labirent'te sivrilen diğer karakter, Şeyh Ebu Hamza (Altan Gördüm) ise el-Vahid isimli örgütün lideridir. Doktor da olan ve muhtemelen el-Kaide lideri Eymen el-Zevahiri'den ilhamla oluşturulmuş bir karakter izlenimi uyandıran Ebu Hamza, soğukkanlı, dindar, dikkatli, acımasız bir katildir. Ortalama Amerikan izleyicisinin algı düzeyine hitap eden ikinci sınıf film tipi olan Şeyh'in, yönetmenin vasat algısının eseri olduğu da söylenebilir. Onlarca Amerikan yapımında olan lider tiplerinden milim farklı değildir.
Rasim (Ozan Bilen) adında bir öğrenci, örgütün içinden bilgi sızdırmaktadır. İlerleyen sahnelerde Rasim'in arkadaşlarını görürüz. Çirkin, art niyetli duruşlarıyla sırıtan öğrenciler ya muhbir, ya dönek ya da teröristtir. Orta yolda öğrenci profiline rastlanmaz. Terör örgütü üyesi olan öğrencilerden birine saldırı emri bizzat Şeyh Yusuf tarafından verilir. Bahçekapı Sinagogu'nun önüne gelen intihar bombacısı (Umut Kurt) etrafı seyreder. Güzel bir gündür, herkes neşe içinde gezinmekte, çocuklar bir yağlıboya tablosundan fırlamışçasına renkli renkli salınmaktadır. Bu güzel atmosferi gören bombacı, vazgeçip muhbir olmaya karar verir. Sıkıntılı konu, Sinagog'un etrafının canlı, renkli ve hayat dolu görsellerle sunulmasıdır. İstanbul'da Sultanahmet Camii'nde, Eyüp Sultan'da, Süleymaniye'de böyle bir sahne çekilse anlaşılabilir iken bir Sinagog önünde cereyan eden bu manzara, havada kalır, art niyet buz gibi ortaya çıkar.
Sinemada her sekans hesap edilir. Dozaj, ritim ve akış, planlar çerçevesinde ilerler. Her sahne, makul mantıklı açıklanabilir nedenler üzerine kurgulanır/kurgulanmalıdır. Labirent filminde de bu durum farklı değildir. Şimdi burada durup Labirent'in Mardin bölümündeki “başörtüsü” sahnesini analiz edebiliriz.
YÖNETMEN TÜRK HALKINDAN ÖZÜR DİLEMELİ
Ekip Mardin'de takiptedir. Şüphelilerin peşinden giden Reyhan dikkat çekmemek için başını örter, saçının ön kısmı açıktadır. Takip, sokaklar arasında, dar yollarda devam etmekte ve bol bol ajan değiştirilerek şüphelilerin izi sürülmektedir. Birden ağır takip yerini hıza bırakınca Reyhan başını örten örtüyü sıyırıp yolun kenarındaki çöpe atar ve zanlıların arkasından koşmaya başlar. Türkiye'de bir oyuncu filmde bir sahnede başındaki örtüyü çöpe atar. Korkunç bir durum. Had bilmezliğin dibine ulaşan yönetmenin bu sekansta detayları atlaması söz konusu olamaz. Filminde tek bir başörtülü bulundurmamaya, yoldan dahi geçirmemeye özen gösteren Örnek'in, yarım örtülmüş örtüyü çöpe atması sindirilebilecek bir görüntü olamaz. Yönetmenin bu sahneden dolayı Türkiye halkından özür dilemesi gerekir.
ÖRNEK, ERGENEKON BENZETMELERİNDEN NE ZAMAN KURTULUR?
Tolga Örnek'in babası emekli Amiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen “Darbe Günlükleri” ile “Ergenekon Silahlı Terör Örgütü”nün kapıları zorlanmasıyla Türkiye'de yepyeni bir sayfa açıldı. Dokunulamaz denen insanların hapse girdiği süreç “Balyoz”, ve şimdilerde “İnternet Andıcı” ile bambaşka boyutlara dönüştü. Üniversite parasının ödendiği, Amerika'da “full burslu” okuduğu iddia edilen Tolga Örnek bu süreç içinde Can Dündar'ın NTV'deki yayınında ağlamasıyla kendini duygusal olarak ifade etmeye çalışmıştı, yaşanan süreç elbette aileler adına daha zor daha katlanılmaz olmalı.
Yıllardan beri ülkede yaşayan sayısız insanın mağdur olduğu, darbelerle ve işkencelerle terbiye edildiği yıllara ait birikmiş cerahat, topyekûn olarak ortaya çıkmaya başladı. Tüm yaşanan sürecin kenarında duran Tolga Örnek, Gelibolu belgeseli ile ilgili olarak haksız eleştirilere maruz kalsa da Devrim Arabaları'nda Erbakan'ı filmde anmayıp atlayarak dikkatleri üzerine çekmişti. Sonra bir grup beyaz Türk'ün hikayesi olan “Kaybedenler Kulübü”nde uygunsuz sahneler çeken oyuncu arkadaşları yalnızlık hissetmesin diye soyunup oyuncu Nejat İşler'e de “evdeki balyozlar” cümlesini kurdurtmuştu. Şimdi Labirent'te ise hükümet diye bir mefhumun olmadığı, istihbarat örgütlerinin cirit attığı Türkiye'de Kuvay-ı Milliyecilerin kullandığı “kalpaklı Mustafa Kemal” tablosu eşliğinde ABD'ye dokunmayıp İngiltere ile uğraşılan enteresan bir film çekmiş bulunuyor. Örnek'in bu tip sembolik mesaj kaygısından kendini uzak tutması ya da açık ve net konuyu ve süreci kendi zaviyesinden anlatacağı bir sinema yahut dizi projesine girişmesi gerekiyor.
BİZ SİZE AKSİYON ÇEKEMEZSİNİZ DEMEDİK Kİ…
Son yıllarda peş peşe çıkan yerli yapımlarda bol aksiyon sahneleri, havadan yapılan çekimler, yabancı görüntü yönetmeni arayışları gibi girişimlere tanıklık ediyoruz. Parayı veren Mahzun gibi, isteyen aksiyon çekebiliyor istediği kral oyuncuları tutabiliyor. Müthiş patlamalar, intihar sahneleri, vurulmalar, çarpışmalar görüyoruz. Biz, kimseye böyle Amerikalılar gibi film çekemezsiniz demiyorduk ki! Konusu sağlam temeller üzerine kurulu, yaşadığı coğrafya ile barış halinde, derinliği, zarafeti ve bir derdi olan filmler yapılamaması üzerine beklentilerimiz vardı ama hala bu tarz yapımlar parmakla gösterilecek kadar az. Labirent de parmakla gösterilecek bir film değil! Baştan sona konusu, teknik alt yapısı ve çekim algısı ile Hollywood yapımlarının yıllardan beri yürüyerek aşındırıp düzledikleri yoldan ilk kez geçer gibi giden bir yapım Labirent. Hiçbir orijinal tarafı olmayan, kahramanlarının isimleri değiştirildiğinde tipik ikinci sınıf güdümlü aksiyon filmi tadında olan yapım, bize yeni bir tür gibi servis edilmeye çalışılıyor. Kendi ülkesine oryantalist bir bakış açısıyla hatta Anglosakson zihniyeti ile yaklaşan bir algıya “yazıklar olsun”dan başka ne denebilir acaba? Kendi ülkesine dışarıdan bakan bu güdümlü filme destek veren T.C. Kültür Ve Turizm Bakanlığı'nı, Eurimages ve HessenInvestFilm'i anlamakta güçlük çekiyoruz.





































































